TÜRKLERİN KADINA BAKIŞI
Türklerde Kadına Verilen Değer
TÜRKLERİN KADINA BAKIŞI
Dr. Tayfun Atmaca 26. Eylül.2021
Kadın sorunu belki de ilk insandan itibaren gündeme taşınmış bir olgudur. Hz. Adem ile Havva hakkındaki rivayetler bunun en önemli kanıtıdır. İlerleyen zamanlarda da durum olumlu anlamda değişmemiş, olumsuzluk şiddetini artırmıştır. Tarihin her kesitinde kadınların hakları elbette ki daha çok olumsuz anlamda sürekli gündemde yerini korumuştur. Erkekler kadınların haklarını ve sorumluluklarını büyük ölçüde belirleme yetkisine sahip olmuşlardır. Öyle ki büyük ün yapmış filozoflar arasında bile kadının ruhunun olup olmadığı mevzu bahis konusu olabilmiştir. Hatta İslam dışındaki dinlerin tamamında kadın günah sembolü idi.
Eski Medeniyetlerde kadın kötülüğün, fenalığın, şeytaniliğin sembolüyken Türklerde durum bunun tam tersiydi. Elbette ki günümüzle karşılaştırıldığında birtakım sorunlar olsa da, kadına büyük önem verilir, hürmet edilirdi. Kadının saygın bir konumu vardı ve birçok alanda söz sahibiydi. Kadın erkeğin tamamlayıcısı olarak görülür ve erkek, kadınla sürekli danışma halindeydi. Erkek ve kız çocuk ayrımı yapılmaz her ikisine de evlat nazarıyla bakılırdı.
Türkiye’de Kadın Sorunlarının Çözülmesini Engelleyen Faktörler
Ataerkil Düşünce Sistemi
Türkiye’de kadın sorunlarının çözülmesini engelleyen faktörlerden biri ataerkil düşünce sistemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yaklaşıma göre kadınlar kendi hayatlarını ilgilendiren pek çok şeye kendileri karar verememektedir. Hanedeki eş veya babaları karar merciidir. Bu kültürün içinde büyüyen kadın bulunduğu durumu benimsemiş olmaktadır. Kadını başta iş hayatı olmak üzere birçok alandan uzaklaştıran bu düşünce sisteminin uzantısı
olarak kadına ev işlerinde ve çocuk yetiştirilmesinde haddinden fazla sorumluluklar yüklenmiş olması kadının ev dışında kıpırdama fırsatının önüne geçilmiştir. Bu ataerkil anlayış neticesinde kadının toplumsal ve sosyal hayata katılımını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu durum kadınlara yasalar yoluyla verilen hakları kullanamamalarına toplumsal hayatın her alanında aktif olarak yer alamamalarına neden olmaktadır. Kadının ekonomik yaşam içindeki konumu da bunu gözler önüne sermektedir.
Şiddet ve Ayrımcılık
Kadının maruz kaldığı aile içi şiddet, cinsel şiddetin maalesef yaygın olarak karşımıza çıktığı görülmektedir. Ayrıca bu sorun sadece düşük kültürlü kesimde değil daha gelişmiş kültür seviyesine sahip kimseler içinde de yaşandığına şahit olmaktayız. Senelerce göz ardı edilen bu ciddi sorun 1980li yıllardan sonra özellikle feminist hareketler eliyle gündeme taşınmıştır. Aile içinde zorlama, korkutma, tehdit ve fiziksel şiddet kadının bu yöntemlerle kontrol altında tutulması aracı olarak uygulanmaktadır. Neticesinde de çok etkili bir yöntem olduğu anlaşılmaktadır. Bunun karşılığında kadını korumaya yönelik kurumsal mekanizmalar oldukça yetersizdir. Kadına karşı uygulanmakta olan bu şiddet, sadece toplumun sahip olduğu
başlıca kültür kodlarının çağdaş değerler ile değiştirilmesi ile kaldırılabilir. Bu da radikal bazı
önlemlerin alınmasını gerekli kılar. Bununla beraber ülkemizde kadına yönelik şiddeti engellemek konusunda son yıllarda oldukça önemli adımlar da atıldığı bir gerçektir.
Geleneksel Din Anlayışı
Türk toplumunda var olan geleneksel dini anlayış tekrar tekrar canlandırılarak topluma empoze edilmesi suretiyle kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır. Uydurma pek çok rivayet ile halk dinini yaşamaya devam etmektedir. Dini kendi tekeline almaya çalışan bazı kesimler topluma özellikle de kadının konumuna ciddi zararlar vermektedirler. Kadını toplumdan dışlayan rivayetler konusunda da anlattığımız üzere bu tür rivayetler ile kadınlar kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır. Birtakım yerlerde uygulanan haremlik-selamlık uygulamasının, kadın-erkek ayrı otobüs uygulaması tekliflerinin altında yine bu düşüncenin temelleri yatmaktadır. Kadınlar arasında da bilerek, isteyerek bu gibi ayrımcılığa razı olanlar oldukça çoğunluktadır. Bu tür yanlış uygulamaların ortadan kaldırılması için her iki taraf da uğraş içinde olmalıdırlar. Kadınlar durumlarından hoşnut gibi göründükleri takdirde ve üzerlerinde pek çok tasarruf hakkına müsaade ettikleri sürece sorunları çözülemez.
Şunun unutulmaması gerekir ki kadına verilen her artı değer ve hak toplumun daha da ileriye gitmesine katkı sunacaktır. Bu sadece vicdani değil aynı zamanda dini bir vazifedir. Hz. Peygamber’in (sa) sünnetinde de yer aldığı şekliyle kadınlara ve kız çocuklarına değer vermek onların haklarını korumak ve onların çalışma hayatına dahil edilmeleri toplumsal refah ve mutluluğun temelini oluşturacaktır. Kadını aşağılayan her bir davranış ve fikrin ise İslam’a sonradan diğer din ve kültürlerden geldiğinin unutulmaması gerekir.
Şunu belirtmek gerekir ki İslam toplumlarının içine düştüğü en büyük yanlış geleneğin kutsallaştırılıp sorgulanmasına müsaade edilmemesidir. Ataların yaptıkları her işe din nazarıyla bakan bu zihniyet ile eskiden yapılan yanlışların ortadan kaldırılması mümkün görünmemektedir.
Aksi takdirde Kur’an’ın özüne uymayan geçmişin yanlışlarını sorgulamayan ve eskiden gelen her şeyi iyi ve kutsal kabul eden bu zihniyet ile bu sorunları bilhassa kadın sorununu çözmek mümkün görünmemektedir.
Kaynakça:
Akkaya, Ümit. (2012) “Hazreti Peygamber’in (sa) Kadınların Sosyal Hayattaki Konumu ve Ahlaki Eğitimi ile İlgili Hadislerin Eğitsel Açıdan Değerlendirilmesi”. Hitit Üniversitesi, Hitit Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü. Y. Lisans Tezi, Çorum.
Ateş, Ali Osman.(2015) Hadis Temelli Kalıp Yargılarda Kadın. İstanbul: Beyan yayınları.
Dirlik, Nuriye.(2016) “Türkiye’de Kadın İstihdamının Önündeki Engellerin Aşılmasında Girişimciliğin Önemi ve Kamu İstihdam Kurumlarının Rolü”. Uzmanlık Tezi, Ankara.
Güdendede, Hülya. (2021) Türklerde İslam Öncesi Arap Kültürünün Etkisiyle Değişen Kadın Algısı, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı, Y. Lisans Tezi, Çanakkale.
Kaymaz, İhsan Şerif.(2010) “Çağdaş Uygarlığın Mihenk Taşı: Türkiye’de Kadının Toplumsal Konumu”. Atatürk Yolu Dergisi 12(46).: 333-66.
0 Yorum