SU SAVAŞLARINA DOĞRU...
Dünyada hızlı nüfus artışı, tarım ve sanayi alanında kullanım, küresel iklim değişiklikleri, çevre kirliliği nedeniyle suya olan talep ve ihtiyaç artmaktadır. Kullanılabilir su kaynaklarının azalması bazı ülkelerde artan nüfusa karşılık su ihtiyacını karşılayamayacak hale gelmiştir.
SU SAVAŞLARINA DOĞRU...
Dr. Tayfun Atmaca 29 Ağustos 2021
M.Ö. 4500 yıl öncesinde iki Sümer kent devleti olan Lagash ve Umma arasında sulamada kullanılacak sular için ortaya çıkan, su savaşları 21. yüzyılda farklı boyutlar kazanmaya başlamıştır. Bölgesel ve ülkeler arası su nedenli sorunlarının Asya ve Ortadoğu bölgesinde 21. yüzyılda da devam eden Nil, Ürdün, Ganj ve Parama Irmakları, komşu ülkelerin çekişmelerine neden olmaktadır.
Ortadoğu bölgesinin kurak ve yarı kurak iklimi nedeniyle su kıtlığına maruz kalmış bölgeler arasında olmasının yanı sıra istikrarsızlıkların sürdüğü, yoksulluk ve kıtlıkla mücadele eden bölge boyutunu almıştır. Su kaynakları sadece insanlığın ve canlıların yaşamsal kaynağı olarak nitelendireceğimiz bir madde değildir. Çünkü bütün medeniyetleri içinde barındıran uygarlıkların ilk yerleşkeleri su kenarlarında kurulmuştur. Su kaynağını endüstriyel olarak iyi kullanabilen toplumlar başarıyı elde etmiş ve öncül toplumlar haline gelmiştir. İklim değişikliği gözlenerek, küresel ısınmanın artışına bağlı olarak da, “hidrolojik döngünün değişimiyle enerji teminin güvenliği su kaynaklarının miktarı ve kalitesinde azalma” olmuştur. Kara ve deniz buzulların erimesi, deniz sularının yükselmesi, bölge ekosistemlerinin zarar görmesi, iklim değişimiyle kuraklık ve sellere maruz kalan bölgelerde tarım ve otlak bölgelerinin azalması, yüksek sıcaklık nedeniyle salgın hastalıkların artması insanın yaşamsal döngüsünü olumsuz yönde etkilemiştir. Bu değişimlerin gün geçtikçe daha çok artması beklenmektedir.
Dünyada hızlı nüfus artışı, tarım ve sanayi alanında kullanım, küresel iklim değişiklikleri, çevre kirliliği nedeniyle suya olan talep ve ihtiyaç artmaktadır. Kullanılabilir su kaynaklarının azalması bazı ülkelerde artan nüfusa karşılık su ihtiyacını karşılayamayacak hale gelmiştir. Bu nedenle su ülkelerin güvenlik kapsamında yer alan çok önemli stratejik bir nitelik kazanmıştır. Gelişmiş ülkeler su konusunda ciddi güvenlik önlemleri oluşturmaktadır.
Dünyada su kaynakları eşit oranda dağılmamaktadır. Bilimsel araştırmalar genel olarak nehirlerin 2/3’ünün birden çok ülke arasında paylaşıldığını ve dünya nüfusunun % 40’ının bu paylaşım alanlarında yaşadığını göstermektedir. Orta Doğu Bölgesi de su kaynaklarının az olduğu su sorununun en çok yaşandığı bölgelerden biridir. Kurak ve yarı kurak iklim yapısı, sosyal, dini, ekonomik ve siyasi açıdan karışıklık Orta Doğu’da su sorununun hep gündemde olmasına neden olmaktadır. Su sorunu özellikle bu bölgede sınıraşan sulardan kaynaklı olarak bölge ülkeleri arasında uyuşmazlıklara neden olmaktadır. 19. yüzyılın sonlarına doğru suların kullanımı ile ilgili çeşitli düzenlemeler başlamıştır. Uluslararası hukuk kaynakları incelendiğinde dünyada tüm ülkeleri bağlayan kuralların olmadığı görülmektedir.
Ülkeler arasında su sorunundan kaynaklanan uyuşmazlıklar için çeşitli doktrinler geliştirilmiştir. Ancak doktrinler ülkelerin jeopolitik konumları ve siyasi güçlerine göre her ülkede aynı kurallar çerçevesinde uygulanamamaktadır. Bazı ülkeler uyuşmazlığa neden olarak soruna neden olan nehri uluslararası su olarak tanımlarken bazı ülkeler sınıraşan su olarak tanımlamaktadır. Kavram kargaşasının söz konusu olduğu sınıraşan sular hakkında ülkelerin çıkarları ön plana çıkmaktadır ve taraf oldukları duruma göre değişmektedir. Zaman zaman ülkeler kendi aralarında anlaşsalar da uyuşmazlıkların tamamı çözümlenememiştir ve devam etmektedir.
Küresel ısınmanın sonucunda tatlı su kaynaklarına doğrudan etki bırakması, Orta Asya ve Ortadoğu bölgesinde sıcaklığın yüksek dereceye yükselmesi yerüstü ve yeraltı su kaynaklarının azalması, su kaynaklarının kirlenmesi ile birlikte tarımsal ve içme su temini yaşamsal döngüyü zorlamaktadır. “Su güvenliğinin yeteri kadar sağlanmadığı durumlarda, suyun bir çatışma veya “savaş metası” olacağı gerçeği suyun nasıl kullanılacağı/paylaşılacağı konusundaki sistematiğin en önemli sorunudur”. UNEP, FAO, WHO gibi BM kuruluşları Dünya Su Forumu ve Dünya Bankası gibi uluslararası kurumlar ve suyla ilgilenen kişi ve kuruluşların, suyun 21. yüzyılın en stratejik kaynağı haline geleceğini vurgulamaktadır. Suyun korunmasının ya da ele geçirilmesinin yerel, bölgesel veya küresel güçlerin egemenliği su’dan savaşın olasılığını artırmakla, küresel sorun ve güvensizliğin artışına su neden olarak gösterilmektedir.
Su nedenli sorunu ve su paylaşımı ile ilgili çatışmalar ilk çağlardan günümüze kadar devam etmektedir. Bu çatışmaların nedeni uluslararası hukuksal düzenlemelerdeki eksiklikler hala tamamlanmamış olup sudan savaşların çıkmasına imkân tanımaktadır. Ortadoğu’nun petrol kaynaklarının küresel aktörler tarafından paylaşılmasının ardından insanlığın hayatını doğrudan etkileyen su kaynağı uluslararası arenada politik ve ekonomik çatışma alanı yaratırken hukuksal boşlukların doldurulmaması, çıkmakta olan su savaşlarını engelleyememektedir.
Ortadoğu’da Yaşananlar
Mezopotamya’da hayat süren topluluklar 11 bin yıl öncesinde avcı-toplayıcı sistemden ilk yerleşik tarıma geçmiştir. Günümüze kadar devam eden sulu tarım, Ortadoğu’da yaşanan su nedenli sorunlarının tarımsal sulama üzerinde yoğunlaştığına işaret etmektedir. Sınıraşan sular uluslararası hukukun gündem maddesi olmasına rağmen kesin çözüme ulaşılmamıştır. Ortadoğu’da aynı havzadan beslenen farklı ülkelerin ortak su kullanım alanlarında çatışmaları çözümlenmemiş, İsrail-Filistin, İsrail-Suriye, İsrail-Ürdün anlaşmazlıkları hala da sürmektedir.
Türkiye, Suriye ve Irak arasındaki su sorunu 1950’li yıllarda başlamıştır ve günümüze kadar hâlâ çözümlenememiştir. Türkiye Fırat Dicle Nehri’ni sınıraşan su olarak tanımlarken Suriye ve Irak uluslararası su olarak tanımlamaktadır. Asi Nehri açısından da su uyuşmazlığı mevcuttur. Suriye’nin su sorununu barışçıl çözümlemeye yaklaşmayan tavrı, küresel güçleri kışkırtması, terör kartını desteklemesi ve bunu koz olarak kullanması, Hatay’ı kendi topraklarından bir parça olarak görmesi keza Irak’ın kadim haklar iddiası sorunu çıkmaza sürüklemiştir. Suriye ve Irak’ın Türkiye için son derece önem taşıyan GAP Projesi’ne karşı duruşları bölgede yapılan barajlarla suların azalmasına neden olduğunu ileri sürmeleri işbirliğinden uzak yaklaşım içerisinde olduklarını göstermektedir. Bilimsel araştırmalar iddiaların doğru olmadığını aksine barajların suyun kontrollü salınım ile Suriye ve Irak’ta olası su krizini önlediğini kanıtlamıştır.
Afganistan’ı Bekleyen Sıkıntılı Günler
Afganistan, Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan, Pakistan ve İran arasında sudan kaynaklı sorunların yaşandığı görülmektedir. Ülkelerde endüstriyel, hidroelektrik ve tarımsal sulamada kullanılan su miktarı artan nüfusa yetecek su potansiyeline göre devletler arası ortak proje ve işbirliğiyle uluslararası su hukuku çerçevesinde yapılmalıdır. Afganistan’da iç savaş ve istikrarsızlıktan dolayı ülke genelinde sulu tarımda %40 oranında azalma görülmektedir. Dış güçlerin müdahalesi sonucunda tarımsal alanın azalması, yerüstü su kaynaklarının %70’i sınır dışına akmaktadır. Afganistan gıda ürünlerinin %60 ile %70’i ithal edilmektedir. Afganistan’ın bu süreci iyi değerlendirebilmesi için kendi suyolları uzmanlarını yetiştirmesi gerekmektedir. Çünkü dış güçlerin belirlediği su politikasının izlenmesi Afganistan’ın altyapı projelerine etki etmektedir. Sınıraşan suyollarının kontrolü, Afganistan sınırları içinde su kaynakların hakça kullanım politikasının uygulanmasıdır. Ülke genelinde su uzmanlarının, altyapı proje kapsamında su depolama ve hidroelektrik barajların inşası, taşkınlık ve sel mevsiminde depolanan su ile suyun azaldığı mevsimlerde kullanılması, yeraltı su kaynaklarının derine inmesini engelleyen projelerde yer almaları gerekmektedir. Böylelikle aşağı kıyıdaş devletlerin su ihtiyaçları da karşılanmış olur. Uluslararası su hukuku ilkesine uygun su kullanımı sudan uyuşmazlıkları engelleyecektir. Afganistan genelinde istikrar ve su güvenliğinin sağlanması için uluslararası su hukuku kapsamında altyapı projeleri yapılmalıdır. Su yasası, yukarı kıyıdaş ve aşağı kıyıdaş devletlerin su kullanım haklarını hakça ve makul bir şekilde sağlamasıdır.
Sınıraşan suların paylaşımı ve kullanımı konusunda ortaya çıkan uyuşmazlıklar başta Orta Doğu Bölgesi olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinde çatışmalara neden olabilir. Su sorunu başlı başına da savaşa varabilecek bir çatışma unsuru olabileceği gibi devletler arasındaki başka sorunların güçlü bir tetikleyicisi ya da besleyicisi, mevcut gerginliği körükleyen unsur olarak da ortaya çıkabilir. Orta Doğu Bölgesi’nde, bölgede yer alan aktörlerin istikrarsızlığı, güven ortamının oluşmaması, coğrafi koşulları, bölgeye direkt ya da dolaylı olarak büyük güçlerin müdahaleleri sonucu karmaşa ve çatışmaların devam etmesine hatta savaşa varan durumların yaşanmasına neden olmaktadır. Bölge için böl, parçala ve yönet düşüncesi güden ya da dostluk ilişkilerini öne çıkaran bir yaklaşım sergileyen küresel güçler; ekonomik, politik ve stratejik öneme sahip doğal kaynakları da kontrol etmek istemektedirler. Dolayısıyla Orta Doğu kaos ortamının bitmediği bölgelerdendir.
20. ve 21 yüzyıllın hızlı nüfus artışı, küresel ısınma ve bilinçsiz su kullanımı, su kaynakları üzerinde yoğun baskıların oluşmasına neden olmaktadır. Su kaynaklarının iklim değişikliği ve küresel ısınmanın yanı sıra tarımsal sulama, kentsel ve sanayi üretiminde gereksiniminden fazla su tüketimi, çevre ve suyolları kirlenmesiyle ekolojiye zarar vermektedir. Hızlı artan nüfus, küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle dengesiz yağışların su rezervlerine ciddi derecede zarar vermektedir. Yerüstü ve yeraltı su kaynaklarının kirlenmesi, geri dönüşüm projelerinin olmamasından uyuşmazlık ve ülkeler arası ve bölgeler arası sudan kaynaklı sorunların çıkmasına imkan tanımaktadır.
Ülke genelinde sürdürülebilir su kaynakları yönetimi, uzmanların ekonomik ve sosyal kalkınmayı yaşam standartlarını iyileştirmeye kararlı adımlarla ayarlanmalıdır. Su çatışmalarının çözümünde geleneksel yöntemlerle ilgili sorunun aynı şekilde uyarlanması gereken hayali bir kurum yoktur. Aksine sistem, vakayı ele alma sürecinden ziyade bir uzlaşma süreci gibi çalışır. Geleneksel yasalarla veya geleneksel sözleşmelerle ilgili sorun, sudaki çatışmaları çözememektir.
Sonuç olarak, su kaynaklarını iyi kullanamayan devletlerin, ekonomisinin altyapısını yok etmektedir. 21. yüzyılda su kaynakları üzerinde egemenlik politikası yerel, bölgesel ve uluslararası güçlerin arasında su’dan savaşın olasılığını artırmasıyla denge, egemenlik ve hegemonya sağlama çabasındadır. Hayatımızda su kaynaklarının etkisinin büyük olmasının yanı sıra ulusal, bölgesel ve uluslararası işbirliği içinde olması gerekmektedir. Aksi takdirde azalmakta olan su kaynakları çevre felaketi ve göç sorununu da beraberinde getirecektir. Bu konuyla ilgili ulusal, bölgesel, uluslararası ve BM’nin önergeleri geliştirilmelidir. Kıyıdaş devletlerle ortak proje, işbirliğin zorunluluğu ve toplumun bilinçlendirilmesi sürdürülebilir su kaynaklarının sağlıklı kullanımıyla sudan kaynaklı sorunların önüne geçilebilir.
Kaynakça:
Cumbul, Şerife Filiz, (2019) Sınıraşan Su Sorunu ve Güvenlik Olgusu: Ortadoğu, Düzce Üniversitesi, Y. Lisans Tezi, Düzce.
Parlar, D. S. ve Aslantürk, O. (2014). Çevresel güvenlik kapsamında su, KTÜ- Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sosyal Bilimler Dergisi: Sayı: 7, Trabzon, 69-86.
Sağsen, İ. (2013). Nil Nehri Havzası ve su hegemonyası, Ortadoğu Analiz, 5(53), ORSAM.
Turkmen, Abdul Basir, (2019) Uluslararası Güvenlikte Suyun Önemi: Afganistan, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi, Y. Lisans Tezi,Tekirdağ.
Kıbaroğlu, A. (2008). Küresel iklim değişikliğinin sınıraşan su kaynakları politikasına etkileri, TMMOB 2. Su Politikaları Kongresi, cilt: 2, Kongre Sempozyum Bildiriler Kitabı, 347-355.
Öngür, T. (2009). “Su Savaşları” kimin savaşı?, Haber Bülteni, Sayı: 2008/4, EkimAralık, 70-74.
Yılmaz, M. H. ve Peker, S. (2013). Su Kaynaklarının Türkiye Açısından Ekono-Politik Önemi Ekseninde Olası Bir Tehlike: Su Savaşları, Çankırı Karatekin Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 3(1), 57-74.
0 Yorum